4 Nisan 2016 Pazartesi

İpana Luxe Perfection Beyazlatıcı Diş Macunu yorumlarım

Doğru makyaj, dolgun kirpikler, bakımlı bir cilt, hacimli saçlar… En önemlisi de beyaz dişlerle sağlıklı, güzel bir gülümseme! Bu yüzden diş bakımına ve beyaz olmasına oldukça özen gösteriyorum. Sürekli yeni ürünleri deneyimlemeyi de seviyorum. Burada raflarda gözüme çarpan ve Amerika’nın en büyük diş macunu markası olan Crest aslında Procter and Gamble’ın Türkiye’de sunduğu İpana markasıyla tamamen aynı içeriklere sahipmiş. Dünyada ilk defa beyazlatıcı bantları üreten bir marka olduğu için 3 boyutlu Beyazlık ailesi oldukça ilgimi çekti. Son zamanlarda market alışverişine gittiğim her mağazada ve televizyonlarda sıklıkla İpana’nın yeni ürünü olan Perfection’a denk gelince ve özellikle 3 günde %100’e kadar lekesiz iddasını duyunca denemek istedim ve hemen aldım.

İpana’nın en hızlı ve en güçlü beyazlatıcı diş macunu ünvanına sahip bu diş macunu ile deneyimlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Diş hekimimin de daha beyaz bir diş için önerdiği İpana 3D White Perfection ile güvenle, bembeyaz gülebiliyorum.

Perfection diş macunu 3 Boyutlu Beyazlık ailesinin en ileri ve etkili beyazlatıcı diş macunu teknolojisini içeriyor. Böylece diş minesine zarar vermeden sadece 3 günde diş yüzeyindeki lekeleri %100’e kadar etkin biçimde çıkarıp ve bembeyaz bir gülümsemeye sahip olmamızı sağlıyor.

Performansına gerçekten çok şaşırdım. Etkisi inanılmaz! İlk kullanımdan itibaren bile diş yüzeyindeki lekeleri çıkarma etkisini farkediyorsunuz. Keskin nane tadıyla ferahlığı sağlıyor, böylece uzun süre ferah bir nefese de sahip oluyorsunuz. Beyazlatma etkisi bu kadar iyiyken diş mineme hiç bir zarar vermediğini bilmek de çok güzel.

Procter and Gamble’ın tüm dünyada pazara sunduğu en gelişmiş beyazlatıcı diş macunu olan 3 Boyutlu Beyazlık Luxe Perfection İpana ile Türkiye’de de raflarda yerini aldı. Denediğinizde bana hak vereceksiniz:) Kullanmadan kesinlikle inanmazdım, deneyince etkisini gördüm ve mükemmel sonuç aldım.

Tam bir bakım sağlamak için aynı ailenin Oral-B 3D White Luxe ağız bakım suyunu da kullanıyorum. O da diş macunu ve fırçasının ulaşamadığı alanlardaki lekeleri bile çıkararak uzun süre, keskin bir ferahlık sağlıyor.

Unutmadan küçük bir not ekleyeyim; P&G ve İpana ürün performansına o kadar güveniyor ki, memnun kalmazsanız paranızın 2 katını iade ediyor. Bu nedenle beyazlatıcı etkisini kendiniz de görün diye bence gerçekten denemeniz gereken bir ürün.

Ürünü satın almak isterseniz tıklayınız!

P.S. Bana bu bilgiler yetmedi, ağız ve diş sağlığı üzerine daha çok şey merak ediyorum diyenleri aşağıdaki siteye alalım.  
http://www.agizbakimuzmani.com/

#ipanaperfection  #gülüşünügöster

İçerik Kaynak: http://kokoshgirl.com/
Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=B7MDJzarokU

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

29 Şubat 2016 Pazartesi

Anında Beyazlık: IPANA PERFECTION

İLK KULLANIMDAN İTİBAREN BEYAZLATAN DİŞ MACUNU, IPANA PERFECTION!

Türk toplumu genel olarak çayı sever derler ama ben kahveciyim. Sanırım bu alışkanlık bana Amerika’da okula gittiğim dönemlerden yadigar…  Keşke oradan bana kalan kahve değil de, günde iki kez spor yapıyor olma alışkanlığım olsaydı… Ama hep zararlı şeyler keyif verir ya insana, bendeki de o hesap. Güne bir bardak sade neskafe içmeden kesinlikle başlayamıyorum ve en az 5-6 bardak nescafe, 2 fincan da Türk kahvesi içerek günümü tamamlıyorum. Akşama doğru hafif bir kalp çarpıntısı ve lekelenmiş dişlerden nasibimi alıyorum. Bu gidişata bir son vermem lazım biliyorum, en azından sağlığım için… Ama dişlerime gerçekten harika beyazlık sağlayan, lekelerden eser bırakmayan bir çözüm buldum. Yıllardır bu konuda inanın çok diş macunu denedim, bir çoğunun hiç ama hiç faydasını görmedim.. Fakat bu ürün bambaşka.

Son günlerde market alışverişine gittiğim her mağazada ve televizyonlarda sıklıkla İpana’nın yeni ürünü Perfection’a denk geliyordum. Biliyorsunuz ben de dişlerimin beyazlığına ve mükemmelliğine çok özen gösteririm ve bunun için sürekli yeni ürünleri deniyorum. Her yerde bu kadar görünce ve 3 günde %100’e kadar lekesiz iddiasını duyunca, bir de üzerine diş hekimim bu ürünü kullanmamı önerince hemen aldım. Performansına gerçekten şok oldum, ilk kullanımdan itibaren diş yüzeyindeki lekeleri çıkarma etkisini fark ediyorsunuz.

Beyaz bir gülümseme de aslında sahip olunması gereken en önemli özellik benim için. Yeni İpana Perfection Mucize gibi. Kullanmadan kesinlikle inanmazdım, deneyince etkisini gördüm ve mükemmel sonuç aldım. Üstelik beyazlatma etkisi bu kadar iyiyken diş minenize hiç bir zarar vermiyor.

Aynı ailenin Oral-B 3D White Luxe ağız bakım suyunu da aldım hemen, o  da diş macunu ve fırçasının ulaşamadığı alanlardaki lekeleri bile çıkararak uzun süre keskin bir ferahlık sağlıyor.

Procter and Gamble’ın dünyada pazara sunduğu en gelişmiş beyazlatıcı diş macunu olan 3 Boyutlu Beyazlık Luxe Perfection İpana, Amerika’da Crest markasıyla pazara sürdüğü ürünün birebir aynısı. Zaten sanırım algı olarak kahve alışkanlığımın oradan kalmış olması ve Crest’in de Amerika’da en çok tercih edilen diş macunu olduğunu biliyor olmam bu ürünü itirazsız tercih etme sebebim oldu.

PERFECTION 3 günde diş yüzeyindeki lekelerin %100’e kadarlık kısmını etkin biçimde çıkarıyor. P&G ve İpana ürün performansına o kadar güveniyor ki, memnun kalmazsanız paranızın tam 2 Katını iade ediyor. Beyaz gülüşlere önem verenler bu ürünü deneyin, pişman olmayacaksınız.

Ürünü satın almak isterseniz tıklayınız!
 

Ağız bakımı ile ilgili detayları öğrenmek isterseniz www.agizbakimuzmani.com linki inceleyin derim. 

#ipanaperfection #gülüşünügöster

İçerik Kaynak: http://www.melinasmom.com/
Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=RZ5ymuChrW0

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

29 Ocak 2016 Cuma

Buz Üzerinde Hayal Kurmak

Şu sıralar hepimizin ortak sorunu bu olsa gerek. Buz! Her yerdeler çünkü. Kış vakti başka ne olmasını umuyorduk ki zaten. Benim bahsedeceğim buzlar onlar değil. Hayatımızdaki gizli buzlanmalar.


Zaman zaman herkes sıkıntı yaşıyor, yaşadıklarından memnun olmuyor çok şükür. Evet bu durum tam olarak şükür sebebi çünkü imtihan! 
Bizler her zaman hayal kurup kendi puanlarımızı yaparız ama gerçekleştirme aşamasında türlü türlü zorluklar bizi bekliyordur. Hele ki güzel bir şeye niyet etmişsek. :) 


Bu Allah'ın bizi sevmediği ya da kurduğumuz hayalleri bizim için istemediğini göstermez. Tam tersine bizimle ilgilendiğinin kanıtıdır. Hayallerimizi ne kadar çok istediğimizi, sabrımızı sınar. En ufak taşa takıldığında "Allah kahretsin" diyorsan bir daha düşün. O taşın senin orda mola verip, dinlenip, güç toplayıp da onu yolundan kaldırman için konduğunu düşün. Ve sadece tek bir yönden değil her taraftan aynı anda imtihan oluruz. Hayallerimiz, sağlığımız, ailemiz, arkadaşlarımız, okulumuz, derslerimiz... İyi ya da kötü sana sunulan herşeyi olumlu karşılayabilmek önemli olan. En sıkıldığında bunaldığında etrafına bak. İnsanlar seninkinden bin kat korkunç ne dertlerle uğraşıyor. O zaman şükretmek aklına gelir çoğu insanin. Zaten tüm ruh daralması, sıkılma ve bunalma bu şükür eksikliğinden ortaya çıkar. "Çok şükür." demek hayatın freni gibidir. Engebeli yolda daha az sarsıntıyla yol almamızı sağlar. 

Hayatta ölümden başka şeyin çaresi yok. Ölümün de çaresi olmamalı zaten Allah doğduğumuz anda emir vermiş 'bu insan şu zamanda ölecek' diye. Ölmek bile sorun değil şükür sebebi. Mevlana ölüm gününü "düğün günüm" olarak nitelendirmiş tamam kabul biz bu kadar olamayız. O kadar fazlasını henüz kendimden de beklemiyorum zaten. :) 

Hayat her zaman buz üstündedir. Dengesizliğe tahammülü yoktur fırlatır atar seni yere, neye uğradığını şaşırırsın. Bu sebeple kararlılık ve irademizin ne kadar güçlü oldugu bu noktada çok önemli. Genelde insanlar daldan dala atlayım derken yere kapaklanırlar. ;) Eğer karar verdiysen vazgeçme. 

Tüm bu düşünceler benim biraz olsun büyümeme hayatı olduğu gibi kabullenmeme yardımcı olan düşünceler. Hiç bir sorunu dert edinemiyorum kendime. Mesela geçenlerde yaşadığım bir olay var. -Ne olduğunu buradan söyleyemeyeceğim -"Neyse bakalım hayırlısı olsun. Sonu elbet selamettir.Allah istemezse zaten olmaz. Ne olacağı belli olur yakında."dedim. Eskiden olsa günlerce uyuyamaz, sürekli onu düşünür, neden böyle oldu diye çok sorgulardım. Olmayan dertten dert çıkarırdım kendime. Hala arada kısa süreli de olsa dertlenip hemen ardından " amaaannn boşver " diyorum. Artik bunu çok daha rahat, mutlu, huzurlu diyorum. Ciddiye almamak değil asıl mesele hayatındaki ciddiyet sıralaması! Senin için önemli bir çok şeyi gözden geçir belki de kendine sorun diye benimsetmeye çalıştığın hayatının önem sıralamasında sonlarda olabilir :)


Bunlar benim, kendi, şahsi, kişisel görüşlerim. Ben bu olgunluğa gelene kadar baya uğraştım öyle akıl almaz dertler edindim ki şimdi gülüyorum kendime. Bu yazıyı okudun diye hayatının mükemmel olacağını, hiç bir şeyi dert etmeyecek bir insan olacağını vaadetmiyorum sana. Ama bir yerden başla, o ilk adımı at gerisi gelir. Her zaman her şeyi sev.

Hgk günlükleri'nden sevgilerle...





15 Ocak 2016 Cuma

Kendim İçin


Derslerden en cok sıkıldığım, bunaldığım anlarda topluyorum huzur dolu pembeleri etrafima. Ben bi yola çıktım Allah hayırlısı neyse onu versin elbette.  Ama biliyorum çalışınca her şey olur. Bazen kendimi çok sorguluyorum 'ben bunu neden yapıyorum' diye. Çünkü içimde bana ışık tutan iki ayrı ses var 'ben hangisini seçmiştim¿'. 

Biri çalışıp kpss denen çoğu insanın korkulu rüyası olan o sınavı kendi geleceğim icin rahat bir hayat için kazanmak isterken, bir diğeri bunu sadece hırs dolu bu yarışta galip gelmeyi amaçlıyor. Aslında bu tek bir şeyden kaynaklanıyor. O da etrafımda bana destek olmasını beklediğim tüm insanların destek olmayı bırak beni aşağı çekmek için büyük çaba gösteriyor olması. Evet bu konuda çok üzgünüm. İçim kırık. 

Başkalarının tembelliğini ben niye kendime dert edineyim ki diyerek çıktım yola. Çoğu zaman hedefime ulaştığımda ' asla kazanamazsın' ' yapamazsın' ' zaman kaybı' diyenlere "siz tembelliginize bahane buldunuz sadece" diyeceğim günleri düşlüyorum. Bu beni motive ediyor hatta bu beni en cok motive eden şey. :) 

Zamanı gelince en büyük teşekkürü beni olumsuzluklarıyla böylesine motive eden canım insanlara edeceğim. :) 

Günlerdir yoğun çalışmanın verdiği bıkkınlık ve stresle bugün moralim çok düşük ama hayat canımızı sıkarak zaman kaybedecek kadar uzun değil. Hatta bu hayatta en çok kendimize değer vermeli, en güzel zamanı kendimize ayırmalıyız. Manevî huzurun verdiği rahatlık bu dünyanın en büyük nimeti olmalı. Huzurumuzu kaçıracaklardan biz kaçalım.

Her ne kadar başarılı olduğumu tüm dünyaya ilan etmek motivasyon kaynağım olsa da ben bunu kendim için yapıyorum. SADECE KENDİM İÇİN! 

Hgkgunlukleri'nden sevgilerle...





9 Şubat 2015 Pazartesi

♥ El Yapımı Defter- DIY ♥

Eğer bu defter kadar tatlı bir arkadaşınızla buluşacaksanız aklınıza böyle güzel fikirler gelebilir elbette. Tamamen doğaçlama yola çıktığım bir proje oldu. Tabi fotoğraflarını çekmek de yapmaya başladıktan çok sonra aklıma geldiği için fotoğraftan çok yazıyla anlatmaya çalışacağım yaptıklarımı. 


Kullandığım malzemeler:
-Pembe, yeşil ve kahverengi A4 kağıt
-Kapak için karton kağıt
-Kapağı kaplamak için kumaş
- İğne, iplik, makas, yapıştırıcı

İlk olarak kağıtları istediğim sayıda ve boyutta kestim benim yaptığım yaklaşık A6 boyutunda bir defter oldu. Sayfaları sırayla pembe, yeşil, kahverengi gelecek şekilde dizdim. (1)

Daha sonra aynı boyutta kestiğim kartonla birlikte tüm sayfaları ortasından birbirine iğne ve iplik kullanarak diktim. Bu aşama defter kalınlaştıkça zorlaşacaktır. Ben yorgan iğnesi kullandım rahat dikebilmek için ancak ince olmasına rağmen dikerken iğne kırıldı.(2)






Sayfaları birbirine dikilmiş bu haliyle bile kullanılabilir. bu aşamada dilerseniz renkli bantlarla ya da resim yeteneğinizi kullanarak bile süsleyebilirsiniz. Ben elimdeki bu baykuş desenli kumaşı kullandım. Kumaşı defteri kaplayıp biraz da iç kısmında yapıştırma payı olacak şekilde kestim. Eskiden defterlerimizi kitaplarımızı kapladığımız yöntemle, defterin kapağına sardım kumaşı. Kuvvetli bir yapıştırıcı ile iç tarafından yapıştırdım.  Kurumaya bırakırken de minik mandallarla sabitledim. (3)

Veeee 4 numarada gördüğünüz o tatlı halini aldı. Güzel bir kurdeleyle fiyonk yaparak hediyenizi verebilirsiniz. 

Yapımı yarım saat falan sürdü. En zor aşaması dikmek, en uzun süren kısmı ise kumaşın kurumasını beklemek oldu. Eğer bu konularda daha kolay fikirleriniz varsa yorumlarınızı bekliyorummmm...

♥ Hgk günlükleri'nden sevgilerle... 

23 Ocak 2014 Perşembe

**Dostum İçin Azıcık Macera Yaşadım Bugün**

Hani insanlar süslenip püslenip bahçeliye gezmeye gider ya, işte bende tam olarak oraya çöpleri karıştırmaya gittim. Ve evet her şeyden iğrenen ben o parktaki tüm çöpleri tek tek devirip karıştırdım. Neler mi oldu? hoooop günü başa sarıyoruz.

Bugünü evde geçirip ders çalışmayı planlıyordum ben, tüm günüm evde geçecekken boş geçmesin oruç da tutayım dedim. Işıl ışıl bir güneşle sabah 8 de açtım gözlerimi biraz sosyal alemlerde zaman geçirip ders çalışmaya başladım. Hafta sonu açıköğretim sınavlarım var çünkü.

Saat 13:45 de arkadaşım aradı beni. Sevgilisi şehir dışında bugün gelecekti, onunla buluşacaktı Aşti'nin karşısında Gazi'nin bazı bölümleri var, okulun önünde buluşmak için anlaşmışlar. Ama çocuk ortada yok ! En son konuşmalarında '' tamam bekliyorum '' diyen adam ortadan kaybolmuş. Okulun etrafını turlamış defalarca, az ileride onların oturduğu bi park varmış gitmiş oraya bakmış yok. Ağlaya ağlaya anlatıyo telefonda '' başına bir şey mi geldi yoksa binip geri mi gitti '' diye. Otobüsten 12 de inmiş adam, bir saat arkadaşım gelene kadar zaman geçmişti bir saat de o arayarak zaman geçirmişti yani iki saattir yok kocaman adam.!

Eeehh tabi arkadaşımı orada bırakacak değilim ya bende çıktım gittim. Beraber aştinin içinde aradık. Firmalara sorduk bilet alıp tekrar gitmiş midir öğrenebilir miyiz diye. Danışmadan tüm aştiye anons yaptırdık ama yok ortada. Polise gitsek mi diye telaş yapıyor - bu arada bu adamın kendi polis, başına birşey gelme ihtimali en düşük insanlardan biri-  Dışarıdaki taksici amcalara sorduk '' burada polislik bi olay oldu mu? '' diye. En sonunda arkadaşım geç kaldığı için trip atıp, binip geri gittiğini varsayarak bizim eve geldik. Geldiğimizde saat 16:00 civarındaydı.

O kadar saat dolandınız telefondan aramadınız mı diye sorabilirsiniz sanırım bahsetmedim bundan ama adamın telefonu kapalı...

Ben arkadaşımın yüzünü güldürmeye çalışıyorum, sakinleştirmeye çalışıyorum. Bizim internete bağlanınca adamın whatsappdan gönderdiği mesaj geldi. 12.53 de atılmış '' bu saatten sonra hiç gelme, bitti artık '' diye.
Be adam be kendini bilmez, kız demiş zaten sana geç geleceğim anca izin alabildim diye, üstelik dolmuşa binerken aramış yolda olduğunu biliyorsun tamam bekliyorum diyorsun. Bu trip neye? Metrodayken bi kere aramışsın telefonu kapalı çıktı diye gelmiyo seni terketti demek mi bu? Metro da olmasa bile hattın çekmediği anlar olabilir, ikinciye aramaya bile tenezzül etmemiş beyefendi, binmiş 4 saat geldiği yolu geri gidiyor.
Biz ne mi yapıyoruz? Merak içinde ara dur, panik ol, sonra gelen mesaja bak. Üstelik eve gidene kadar göremeyeceği bi yoldan mesaj atıyor.

Neyse efendim o arada biz sofraya oturduk, arkadaşım baya ağladı sakinleşti. Akşam vakti yani ben oruç açıyorum. O da konuşmaya çalışıyor. Adam demez mi '' buarada tam tur yüzüğün parktaki çöpte git al '' diye. Tekrar başladı bi ağlama krizi. Söz konusu olan tam tur pırlanta yüzük değil, maaşının yarısından fazlasını vermiş olduğu o yüzüğü o kadar yolu gelip de çöpe atacak kadar sinirlenmiş olması. Sebep: Sadece 1 saat geç kalması. 

Bunu yaptıysa hiç affetmez diye yakına yakına fırladık evden. Ben bizimkilere bırakıp geliyorum biraz da turlarız dedim yarım ağız çıktım. Şanslıydım bugün dolmuş hep zamanında geldi. Aştide inip koşarak o parka gittik. Bahçelinin- ya da emek de olabilir o bölge- sokaklarında Mirkelam edasıyla parka ulaştık. Başladık o küçük çöpleri ters çevirmeye ama içlerinden sosyetik ablaların, teyzelerin kokoş köpeklerinin boklarından başka bir şey çıkmadı.

''Dostum için çiğ tavuk bile yerim '' deme ben o çıtayı bugün baya yükselttim boklu çöpleri karıştırarak.
-Eve gelince ellerimin üst ve orta derisini kazıyana dek yıkayıp, antibakteriyel jelle bulamaç yaptım-

Son çare olarak sevgilisinin annesini aradı anlattı durumu. Sakinleşince bindirdim, gönderdim evine. Giderken bugün anladım senin gerçekten dostum olduğunu dedi. '' daha bugün mü anladın '' diye benden de azarı yiyip gitti. En iyi bugün anlamış kötü gün dostu olduğumu.

Çençen grubumuzun iki üyesi olarak bir maceranın daha sonuna geldik. Hadi hayırlısı...

Sevgilerle... Hgk Günlükleri...

20 Ocak 2014 Pazartesi

Mutluluğun Öteki Yüzü- Sere Prince Halverson


Bu yıl ki 50 kitap okuma hedefimin ilkini tamamlamış bulunmaktayım. Mutluluğun öteki yüzü benim kazandığım ilk çekiliş hediyemdi. Yazın okumaya başlamıştım ancak bir yerde fena dağıtıyor insanı ve o dönem gerçek hayatta da bazı üzücü şeylerle karşılaşmıştım. Yarım kalmıştı kitabım. 



Tasarım olarak o kadar güzel ki ben ayracını koparıp kullanmaya bile kıyamadım.
Konusu annelik üzerine daha doğrusu iki kadının yaşadıkları ve aralarındaki annelik savaşı. Sonuçta kazanan her zaman anneler olur! :)


Kitabı okumanızı tavsiye ederim, bir dönem Amerikan tarihini de biraz içinde barındırıyor. Duygu yüklü bir kitap kesinlikle. Okuyunca anlıyorsunuz ki aslında mutluluk dediğimiz şeylerin çoğu yaşadığımız acılardan doğuyor. Her mutsuzluğumuzu, kaybımızı, hüznümüzü yenip tekrar başlama, savaşıp elindekileri kaybetmeme, aradığımız huzuru bularak elde edilen mutluluklar kadar kıymetlisi yok bu hayatta. 

Her zaman mutlu kalmanızı dilerim. 


Sevgilerle... Hgk Günlükleri...

5 Eylül 2013 Perşembe

❤ İyi Ki Doğdun Elif ❤

Bugün Elif'in doğum günü. İyiki doğdu benim canım arkadaşım. Şimdi kilometrelerce uzakta olsa da ben kendi kendime parti yaptım, onun doğum gününü kutladım. :)


Nasıl olmuş baş harflerimiz.  
Ayy sevgili gibi sanki.



Bu da ben... Elif'in doğum günü partisinde çılgınlar gibi eğlenirken.  



Elif demek benim için bol bol sabır çekmek demek. 
Saatlerce tarif ettiğin yolun bulunamaması demek.
Kendini AKUT gibi hissetmek demek. 


Elif demek anneannesinin evini karargah olarak kullanmak demek.
Mafya babasının hikayelerini dinlemek demek.
Sheraton'a yolculuk demek.


Elif demek sinirlendiğinde sevmek demek. 
Onu her zaman dövmek istemek demek. 
Tıp okuyor diye onun yerine hava atmak demek .

Elif demek insanın en saf haliyle arkadaş olmak demek.

Doğum günün kutlu olsun Elif'im.

26 Ağustos 2013 Pazartesi

❤ Rengarenk Arkadaş Candır ! ❤

Bundan tam olarak kaç bilemesem de yıllar öncesinden kendimi tanımlarken kullandığım kelimelerden biriydi ^^ Rengarenk^^. Tabi yıllar geçti o havai dönemlerin üstünden. Ben çoktan unutmuştum rengarenk'i bir yerlerde kullandığımı. Neyse efendim geçen sene sınıf arkadaşım-oda arkadaşım-okuldaki tek samimi arkadaşım olan insan blog açtığını söyledi. Aaaa bir baktım ''Rengarenk Yakamoz'' ! Benim arkadaşlarım da benim gibi rengarenk olmalı zaten başka türlüsü kabul edilemez. :) 

Benim bu güzel arkadaşım geçen hafta pazartesi bize oturmaya geldi. Gelirken de bana hiç bir yere sığmayan, zar zor getireceği bir hediyesi olduğunu söyledi. Tabi ben meraktan durabilir miyim ki hiç. Bir an önce hediyeme kavuşmak için haftanın ilk günü gel dedim. :)

 İşte burası benim odam. Yatakta oturan rengarenkyakamoz, çöp poşetine sarılmış olan şey ise hediyem. :)
 Yavaş yavaş açmaya başladım paketi, o ince mavi poşeti çıkarınca pırıl pırıl parladı.
 Altından bir de ikea paketine sarılmış olarak çıkınca sordum oradan mı diye ama değilmiş.
 İşte kat kat sarıp sarmalanmış, el emeği göz nuru kahve sehpam. :) En sevdiğim renklerle en sevdiğim tarzda boyamış benim için. Elleri kolları dert görmesin canım arkadaşımın. İhtiyacımı da iyi bildiğinden kaçırmamış. İyiki de erken davranmış bunu vermek için çünkü ben aynısını, onun aldığı yere sormuştum zaten. Annem boyamam için kendine ekmeklik aldı, bende onu ve elimdeki diğer işleri bitirdikten sonra boyarım diye almamıştım. Aynı şeyi düşünmüşüz ne güzel. :)   
 Mini bir hediye daha var. Açalım bakalım o neymiş?
Sehpa hiç boş olur muymuş? Kavanozdan vazo yapmış içine de ilkokuldan kurutup sakladığı çiçeklerini ve tütsüler koymuş. Gerçi o gece yere düşürerek biraz sarstım onları ama hep saklayacağım. ❤ 

Bizde kalması için çoook ısrar ettim ve annesini de ikna edince rengarenkyakamoz benimle kaldı. Beraber rengarenk bir gün geçirdik.

❤ Rengarenk arkadaşıma Rengarenk öpücükler ❤ 




31 Temmuz 2013 Çarşamba

Tel Örgülerde Gizli Bahçe

Sevgili dostlar merhaba;

Naber? 

Ben artık dayanamıyorum, sabrım kalmadı dostum yaa ne yapacağım böyle. Daha iki gün var stajımın bitmesine. Koskoca bir ay geçti bu hafta geçmek bilmiyor yahu! İşim olsa tamam ama yapacağım herhangi bir iş de yok. Ayrıca sürekli blogla ilgilenmek için de hiç elverişli bir konumda oturmuyorum. Fotoğraf düzenlerken baya sıkıntıya giriyorum. Genelde insanların toplantıya gittiği, öğle arasına çıktığı zamanları kolluyorum.

Buraya gelmek için her sabah binbir zorlukla kalkmama rağmen, yoluma güzellikler katan bir yer var benim. Gittiğim ilk gün fark etmedim. Bir parkın kenarından geçiyorum, köprüden geçtikten sonra servisi beklediğim yere geliyorum.  Köprüden sonraki o yol benim için yolun kenarındaki tel örgü ve hemen dibinde bitmiş gereksiz otlar olan bir yerden ibaretti.

 İkinci ya da üçüncü gün olacak bir şey fark ettim. O tel örgülerin arkasında yeşillikler devam ediyordu. Çeşit çeşit bitki vardı içeride küme küme. İlk gördüğümde ‘burası sera mıymış?’ diye geçirdim içimden. Dikilmek için topluca üretilip satılıyor diye düşünüyordum oradaki bitkiler için. Baya da güzel düzenlemişler mini bir havuzu ve çardağı olan bir yer.


O an neye odaklandıysan ondan başka bir şey fark edemiyorsun işte. İlk iki gün görmedim bile hemen yanından geçtiğim bahçeyi. Neyse yeteri kadar uzattım lafı fotoğraflara geçelim artık. Bol bol fotoğraf çektim.



Resim 1: Önünden geçtiğim park.


Resim 2: Köprüye çıkarken parkın görüntüsü.


Resim 3: Köprünün üzerinden parktaki çardak. 
Nasıl güzel görünüyor değil mi? Sabah sabah insanın uykusu da olunca gidip yeşilliklere uzanası geliyor.


Resim 4: Köprünün diğer ucunda başlayan teller. 
İnsanın nasıl ilgisini çekebilir ki bunlar.


Resim 5: Aslında orada olanlar. 


Resim 6: Sadece yeşillik değil bir sürü de tavşan var.


Resim 7: Bunlardı işte benim sera diye düşünmeme sebep.


Resim 8: 'İnsanların sabah sabah ne yapıyo bu manyak' bakışları altında soktum fotoğraf makinemi tellerin arasına. Mini mini çamlar çok şirin yaa. Pek gözükmemiş ama tam ortada minik mavilik var orası havuzun olduğu yer. Hemen arkasında da yeşil bir çatı var orası da çardağın olduğu yer.


Resim 9: Dümdüz yola bakarsan göreceğin manzara da bu şekilde.


Resim 10: Tam ben buradayken bir tavşan yan taraftan önümdeki bitkilerin arasına hoplaya zıplaya geldi. 


Resim 11: Böyle büyük büyük ağaçların gölgesinde kümelenmiş bitkilerin her biri ayrı bir çeşit. Onların o toplu görünümünü canlı canlı izlemelisiniz içiniz huzurla dolar.


Resim 12: Sürprizzzzzzz.....
Fotoğraf çekmeyi bitirip yürümeye devam ettiğimde bir de baktım ki ne var?


Resim 13: O kadar masum o kadar sevimli ki anlatamam.Günün sürprizi oldu benim için.


Resim 14: Birden bire fotoğraf çekip elimi uzatınca korkuttum yavrucağı, atlayıverdi bahçeyle yol arasındaki çöplüğe. Bir süre bekledi orada bende durdum rahatsız etmeden izledim onu. 


Resim 15: O da beni uzun uzun izledi, sonra alıştı tekrar çıkmaya karar verdi.


Resim 16: Parmaklıkların arasında dolaşırken sürekli de kendni kaşımaya çalışıyordu. Sanırım bitli pireli :)


Resim 17: Açık sarı renkli cinsiyetini bilmediğim yavrucuk bana alıştı elimi uzatınca korkmaz oldu. Hatta parmağımla kafasına dokundum ama çekti kendini hemen. Tam birbirimizi sevmeye başlamıştık ki bir baktım servis gelmiş arkamda. Mecburen ayrıldım. 
Aslında atsaydım çantamın içine, alsaydım yanıma diye düşündüm ama fabrikaya getirip kediyi ne yapacağım. Yakınlarda büfe yoktu yemek almak istedim ama hiç bir çare bulamadım. Bırakıp giderken çok üzüldüm. 

Bundan sonra yanımda birazcık kedi-köpek maması mı taşısam. Böyle durumlarda yardımcı olabilmek için. Olabilir ama her zaman da taşımak zor olur tabi.

:) Her sabah yolumu güzelleştiren şeyler işte bunlar. (:
:)(:


26 Nisan 2013 Cuma

'Seni Seviyorum' analizi


2 gün önce dolmuştayım eve geliyorum. Dolmuş bir yerde durdu, bir kız binecek. Kız tek tek bütün arkadaşlarını öptü ve giderken '' Sizi Seviyorum'' dedi, bindi dolmuşa. Bende en önde oturduğumdan oldukça rahat bir şekilde gördüm ve duydum, hata payı yok. :)

Sonra düşündüm ben neden arkadaşlarıma onları sevdiğimi söylemiyorum diye. Hemen oracıkta söylemeye karar verdim. Yakın olduğum, sürekli görüştüğüm 7 kız arkadaşıma aynı mesajı attım. 

' Seni seviyorum ㋡ '

Merakla bekledim ne cevap gelecek diye, muhtemelen hepsi yanlış attığımı düşünecekti. Tam da tahmin ettiğim gibi oldu. Yazıyorum işte gelen mesajları olduğu gibi. :)

Ben: Seni seviyorum ㋡
Ebru: Bende de niye ki =) ( Ebru 4 yıllık çok samimi arkadaşım)
Ben: Anlatırım sonra sebebini㋡ ( seni seviyorum diyene sebep mi sorulur bebeğim sana öğretmem gereken şeyler var anlaşılan.)

Ben: Seni seviyorum ㋡
Elif: Canım ya, ben de seni seviyorum㋡ galiba ......'a atacakmışsın gibi duruyor㋡
Ben:Yok sanaydı yavrum. ( Elif de 4 yıllık aynı arkadaş grubundan arkadaşım, en saf, en temiz olanımız bundan sonraki mesajları da gayet güzeldi.) 

Ben: Seni seviyorum ㋡
Emine: Ne alaka ㋡   ( o sırada telefon yanımda değildi mesajını görmemiştim)
Emine: Ben de seni seviyorum da nerden esti beybi .d hediye alayım diye mi yaptın ㋡    (ben hala görmüyorum)
Emine: Canım hayır mı
Ben: Hayır hayır ㋡    ( daha sonrasında da bana ne getircen diye sorup durdu iyi ki söyledim seviyorum diye, çıkarcı olmuş anacım millet ) :) :) :) 

Ben: Seni seviyorum ㋡
Oda arkadaşım: Bende seni aşkım...     ( Birbirinden bıkmış usanmış iki sevgiliden farkımız yoktur.)
Ben: ok beybi      ( kısa ve net )                     

Ben: Seni seviyorum ㋡
Şilan: Kuzum bende seni seviorm mardine geldm dnym gelcm gormeye    (aynen yazdım tüm mesajları okumakta zorlanırsanız: 'kuzum bende seni seviyorum, Mardin'e geldim, döneyim geleceğim görmeye' )
Ben:Tamam yavrum konuşur ayarlarız

Ben: Seni seviyorum ㋡
Sümeyye: Bende seni seviyorum kanka ama hayırdır bu mesaj bana mıydı
Ben: evet kanka㋡
Sümeyye: Bende seni seviyorum kanka㋡          ( 10 bin yıllık arkadaşım olur arkadaştan da öte tesadüf o gün de doğum günüydü onun )

Ben: Seni seviyorum ㋡
Aysun:                              ( kendisinden hala cevap alınamadı)
(Aysun da 4 yıllık arkadaş grubundan aynı yerdeydik onlarla, ertesi gün telefondan geçerli açıklamasını yaptı sorun yok yani :) )

İşte bunlar benim arkadaşlarım. Onları sevdiğimi söylediğimde şaşıran insanlar, insan sevmese arkadaş olur mu hiç. Ama şaşırmaları genel olarak duygularımızı ifade etmediğimizden kaynaklanıyor. Daha önce belki de sadece bizim kızlara '' Ebru, Aysun, Elif '' söylemişimdir seni seviyorum diye. Ama Sümeyye'yle çok olmuştur kesin böyle muhabbetimiz, hatta oldu şu an hatırladım. Eeee olmasın mı 10 bin yıllık arkadaşım sonuçta. :)

Aynı mesajı sevgilime de attım. Ama onun şaşırmasına gerek yoktu, her gün kaç kere söylüyoruz birbirimize. Onun karşılaştırmasını yapmaya gerek yok elbet, arada dağlar kadar fark var. 

Arkadaşlarıma gelince; ben gerçekten biliyorum kimin, nasıl yazdığını o cevapları. Hepsi de okuyacak bu yazıyı neyse kötü bir şey demeyim varsa bile. :) 
Öptüm sizi canlar..... 

İnsanların tepkisini ölçmek, kim ne diyecek, görmek benim için çok zevkli oldu. Siz de deneyin bence. Seni seviyorum dediğinde arkadaşının cevabı ne olmalıdır bunu az çok kendin biliyor oluyorsun zaten. Kimi cevap çok mutlu etti, kimi düşündürdü, kimi güldürdü. Ama iyi eğlendim. Daha sonra aramızda geçen mesajlaşmaları yazmadım tabi ben, sadece ilk cevaplar var. Daha sonra hayatıma giren arkadaşlarıma da yapmayı düşünüyorum bunu. Çekinmeden deneyin, ''Seni seviyorum'' deyin ve cevabı bekleyin. :)

Sizi seviyorum sevgili izleyicilerim....♥




10 Nisan 2013 Çarşamba

İşte bugünün anlam ve önemi :)

10 NİSAN...    10 NİSAN...     10 NİSAN...     10 NİSAN...  !

Bugün benim doğum günüm ♥


İşte ilk doğum günü pastam. İlk diyorum çünkü devamı gelecek.. :) Sağolsun oda arkadaşlarım bana hiç çaktırmadan sürpriz yaptılar. :) :) :) 


Nasıl da abanmışım pastaya demi? Ortadan ikiye böldüm kalbi. Sonra büyük bir zevkle dilimleyip tabaklara servis yaptım. :)

Bugün yılın en güzel günü benim ve sevdiceğimin doğum günü, bugün bizim ikinci yıl dönümümüz, bugün polis teşkilatının kuruluş yıl dönümü... daha ne olsun ! 
:)

1 Nisan 2013 Pazartesi

Bütün aylar bahar, bütün mevsimler nisan olsa...

Bugün aylardan bahar olmuş, mevsimlerden nisan.


Benim için her şeyin değiştiği ve yine değişeceği yepyeni bir ay daha başlıyor. Nisanın benim için anlam ve önemini anlatmaya kalksam ömrüm yetmez. Tamam abarttım bir kaç cümle ile özetleyebilirim ama o da benim içime sinmez.


Doğa yeniden canlanır. Tıpkı benim yeni yaşımla yeni bir yıla başlamam gibi. Tam 9 gün kaldı 21 yaş olmama. Alışamadım ben 18'den sonra sürekli büyümeye. :) Benim 95 yıllık arkadaşım var kendisi kardeş olur. Onun annesi de annem gibidir. İşte Fatma teyze yaşı sorulduğunda hep 18 daha derdi, biz de gülerdik. Ben de onun gibi oldum sanırım daha şimdiden. :)


Nisan'ın önemi diyorduk. Peygamber efendimizin (sav) doğumu olması, yüzlerce binlerce salavatın, duanın okunması nisanı belki de en güzel kılan olay. Doğanın canlanması, havanın ısınması, insanların da birbirine ısınması, her şeyin benim gözümde güzelleşmesi tamamen bu yeryüzündeki ilahi aşktan da kaynaklanıyor olabilir.

Benim doğum günüm demiştim sadece benim değil çok sevdiğim, aşık olduğum insanın, canım sevgilimin de doğum günü 10 nisan ve bizim yıl dönümümüz. Tek güne neler sığdırmışız biz böyle. İki senedir hayatımıza sığdırdıklarımızın yanında belki hiç bir şey.



''sanki her tarafta var bir düğün
çünkü en şerefli en mutlu gün
bugün 23 nisan
hep neşeyle doluyor insan ''
Her sene hayatımdaki rakamlar artıyor olabilir ama ben ne kadar büyürsem büyüyeyim asla büyümeyeceğim. İçimdeki çocuk benim mutlu olmamı sağlayan şey eğer o büyürse, mutsuz, suratsız, çekilmez biri olurum. bu yaşa kadar öğrendiğim bir şey varsa hayatınızda çok az insan sizi düşünür mutlu olmanızı ister, herkes için önce kendisidir. içimdeki bebe hep gülen, oyunlar oynayıp, eğlenen, hayata en güzel şekilde bakan kişi olduğu için insanların arasında mutlu olmamı sağlıyor.


İşte Nisan'ın ilk günü ilk Nisan yağmuru da vurdu yüzüme. 

31 Mart 2013 Pazar

ağzından doğuran kurbağa !

Evet görünce bende şok oldum şaşırdım hemen sizlerle de paylaşayım dedim. İşte sevimli kurbağamız. Yavrusu da ağzında mini minicik çok tatlı. :) Belki herkes bakıp sevemez böyle ama benim sarılasım geldi. :)


'''1983 yılından beri kaybolup bir daha ortalıklarda görün ender türlerden bir kurbağa, geçtiğimiz günlerde Avustralya'da tekrar keşfedildi. Kurbağayı kendi türünden hatta bütün bir hayvan aleminden ayıran sırrı ise yavrularını ağzından vermesi...

Rheobatrachus kurbağalarının yumurtaları sindirim sistemlerinde gelişir ve yavrular annelerinin ağzından çıkarak dünyaya gelirler.

Bazı kurbağalarda erkek olan döllenmiş yumurtayı yutar ve yavru erkeğin ses çıkardığı bölmede gelişimini tamamlar. Bu süre zarfında kurbağa ses çıkarmaz.

Her yaratılışın içerisinde bir hikmet vardır. Böyle canlıların keşfedilişi hayretimizi arttırdığı kadar merak ve ilgimizi de kendine çekmelidir. Hikmet gözü ile veya sorgulayıcı bir göz ile derinlemesine araştırmak böyle farklı yaratılışa sahip canlıların bilim ve tıp biliminde daha ileriye gitmemize zemin hazırlayabilir...

Yaşamımızı ''soru sormaya'' endeksli düzenlediğimizde kainattaki her varlık bize derin cevaplar içerir gözükmeye başlayacaktır...

Fotoğraf: Australian Government Department of the Environment, Water, Heritage and the Arts'''

Kurbağa ile ilgili de bu bilgiler verilmişti. Görüşmek üzere... :)